Bağımlıyız


Salı sabahı benden tamamen bağımsız hareket eden bir telefona uyandım. Akıllı telefonum aklını kaybetmişti. Çarşamba günü yeni telefona transfer olurken, aşağı yukarı 2 saatliğine, bütün yazışmalarımı ve notlarımı kaybettiğimi sandım. Eski ve yeni telefon çantamda, metroda telefoncuya giderken gözü yaşlı ve son derece arabesk ruh halim, bana telefonumla kurduğum ilişkiyi sorgulattı.

Metroda bir reklam izliyorum mesela, diyorum ki kendi kendime ‘’bu reklamı bir önceki izleyişimde telefonum hala hayattaydı, yazışmalarım duruyordu.’’ Ne kadar da çabuk alışmıştım her şeyin elimin altında olmasına. Telefonumda tuttuğum hiçbir şey sanki hiç gitmeyecek, kaybolmayacakmış gibi yaşamaya. Diğer yolculara acılı gözlerle bakıyorum filan. Sanki günün en mutsuz insanı olmak bana yazılmış ve kimse derdimi anlayamazmış gibi. Bir yandan kendimi tevekküle davet edip kayıplarımı sineye çekmeye çalışıyorum (ucunda ölüm yok ya canım), diğer yandan başıma çıkacak olan ekstra işleri düşünüp yeniden dertleniyorum (filancanın yolladığı belgeler de mi gitti acaba?). Sabahın 11’inde bir büyük açıp Dönülmez Akşamın Ufkundayız dinleyecek hale geldim.

Ve sonra telefoncu kaybettiğimi sandığım her şeyi iCloud’dan çekip yeni telefonuma toplam 4 dakikada yükledi. Yine aynı metro hattından eve geri dönerken bu kez dünyanın en mutlu insanı gibi hissetmeme şaşırdım. 3,5 sene öncesine kadar direndiğim ve sahip olmadığım bir cihaz, nasıl olmuştu da hayatımın merkezine oturmuştu? Bunu, sağda solda konusu açıldığında ‘cep telefonuna bağımlı değilim’ diyebilecek kadar şuursuz biri olduğumun bilinciyle soruyorum şimdi sizlere. Çünkü sanırım hepimiz bağımlıyız. Zamansal, duygusal veya işlevsel olarak, ve farklı düzeylerde. Ama hepimiz bağımlıyız.

Ege

 

Comments are closed.