Masum


Geçenlerde Sait Faik’in kısa ve son derece öz öyküsü Sinağrit Baba’yı yeniden okudum. Güngörmüş bir balığın gözünden anlatılan bu masalsı öykünün, iyi edebiyat olarak nitelendirilen her yapıt gibi, okura hayatın her döneminde farklı tatlar verebileceğini düşündüm ilk. Bana göre bu edebi ustalığın sırrı ise, ilginç bir konu yakalamanın veya doğru kelimeleri seçmenin ötesine geçen, başka türlü bir bilgelik. Sadece edebiyatı değil, hayatı ve insanları da bütün katmanları ve karmaşalarıyla bilmekle ilgili, başka bir içgörünün eseri iyi edebiyat. Oliver Sacks’ın, Jane Austin okumanın ergenlere kazandıracağına dikkat çektiği içgörüye benzeyen…

Yıllar önce okuduğumda ne anlamıştım, meçhul. Ama Sinağrit Baba’da beni bu kez vuran kısım, hepimizin el üstünde tuttuğu değerlere görünüşte sahip olan son balıkçının, aslında düpedüz, hayatın hiç sınamadığı bir insan olduğu fikriydi. Ömrümüz boyunca cesur, cömert ve mağrur yaşamak, beklenmedik durumlara düşüp kendi ikiyüzlülüklerimizle karşılaşmayacak kadar talihli olmak, bir bakıma gerçekten bir şans gibi gelebilir. Oysa Sait Faik’in 7 kısa paragrafta vermeyi başardığı hakikat, hiçbirimizin sınanmadığımız günahların masumu olmadığıdır. Bugüne kadar kimsenin canını alacak kadar gözümüz dönmemiş, çalacak kadar çaresiz kalmamış, aldatacak kadar baştan çıkmamış olabiliriz. Yine de bütün bunlar şahsi erdem koleksiyonumuzun ne kadar samimi, ne derece güvenilir parçalarıdır… ‘Tartışılır’ der Sait Faik. Hatta muhtemelen tartışmaz bile. Masumiyete atfettiğimiz erdemler, zihnimizdedir. Hakikatte, adına iyi veya kötü, doğru veya yanlış diyelim, bütün deneyimler biz insanlar içindir. 

Ege

Comments are closed.