HSP: Bir Keşfin Dayanılmaz Hafifliği


Pekala bir siyasi parti de olabilecek gibi gözüken bu üç harf, geçenlerde bir sohbet sırasında duyduğum ve tanıdığıma çok mutlu olduğum bir kavram. Belki kimileriniz konuya çoktan hakim, kimileriniz ise bu yazı üzerinden tanışacak. Şayet ikinci gruptan birkaç kişi bile bu sayede kendisindeki parçaları birleştirebilirse, yazı amacına ulaşmış olacak.

Amerikalı psikolog Elaine Aron, bu üç harfin açılımı olan ve 1996 yılında yazdığı kitabına isim olarak da seçtiği “highly sensitive person” (yüksek derecede duyarlı insan) tanımına giren kişilerin özelliklerini şöyle sıralıyor; ortalama bir insanınkinden daha duyarlı beş duyuya sahip, uyaranları filtrelemede zorlanan, kendileri ve çevrelerine yüksek bir farkındalıkla yaklaşan, gürültü, kalabalık ve zaman baskısından çok çabuk ve fazlaca etkilenen, sorumluluk duygusu, zengin bir hayal dünyası ve iyi bir gözlem yeteneği olan.

Aron’a göre toplumun yaklaşık %15-20’sini oluşturan bu grubun beyinlerinin farkındalık ve duyguyla ilgili olan kısımlarında, diğer bireylere göre daha fazla kan akışı ve aktive gerçekleşiyor. Hollandalı psikolog Karina Zegers ise duyarlı olmanın insan olmak olduğunu hatırlatıp toplumun bu aşırı duyarlılığı antisosyal, nevrotik ve utangaçlıkla ilişkilendirmeye bir son vermesini talep ediyor.

Bütün bunları okuduğumda içimde bir şeyler aydınlandı. Evet, ben de bir “hsp”ydim. Çeşitli seslere karşı tahammülsüz olmam, acele işlerden haz etmemem, yalnızlığımla şarj olma ihtiyacı duymam, etrafımdaki insanların ruh hallerini kendiminmiş gibi hissetmem hep bunu gösteriyordu.  

Şüphesiz bu bir madalyondu, böylesi bir hassasiyetle yaşamak zordu belki ama bu aynı zamanda basit bir vapur yolculuğunda yüzümü güneşe verip dünyanın en mutlu insanı gibi hissedebilmekti. Hayatı olabilecek en derin haliyle deneyimlemek, en çok önemsediğim kelime olan “anlam”ı sayısız şeyde bulabilmek, gün ortası bir şeye çok heyecanlanabilmekti.

Bu bir tanışma yazısı olsun istedim, zira kendisiyle işim hemen bitmeyecek.

Buralarda bir yerlerde kendini bulanlara, sevgiyle.

Begüm

P.S: Didem Yalınay’a beni bu tanımla tanıştırdığı için çok teşekkür ederim.  

Comments are closed.