Ses Bir Ki Üç


En son ne zaman birini sırf sesini duymak için aradınız?

Sessizce gülümsediğiniz halde “hahaha” yazmaya alışmışken gerçekten kahkaha attınız?

Hatalı varsayımlara, eksik ifadelere enerji harcamadan bir iletişim kurdunuz?

Geçenlerde karşıma eski bir arkadaşımı hatırlatan bir şey çıktığında bunları düşündüm. Ne iyi etmişim de bir “WhatsApp” mesajıyla onu özlediğimi yazmak yerine telefonla arayarak söylemişim. Birbirimizin tonlamalarını, vurgularını, esprilerini tüm çıplaklığıyla anlayabildiğimiz, kahkahalarımızı duyabildiğimiz, adeta karşılıklı sohbet ediyormuşcasına keyif aldığımız bir konuşma oldu bu.

8 yaşında anneannesine “Beni telefonla aramak yerine mektup yaz, çünkü telefon konuşmaları birer hatıra olamaz ama mektup bir yerde saklanabilir.” yazmışlığı olan bir çocuk olarak gayet tabii yazınsal dünyayı es geçecek değilim. Ancak mektubun özgünlüğünü bahsi geçen yazılı dünyaların “seri üretimi”ne yedirecek de değilim!

Sırf kolayımıza geldiği için telefonlarımızın yazışma özelliğini kullanıyor olmamızın ilişkilerimizi zenginleştirmek yerine sanal bir dünyada tekdüzeliğe ittiğine inanıyorum. Özenle kurulmuş cümleler ve özgün ifadeler istisna oluştursa da emojilerin önderliğindeki gidiş pek parlak değil.

Sevgimizi gözünden kalpler çıkaran suratlarla, takdirimizi baş parmaklarla, coşkumuzu ise dans eden kızlarla değil de kendi sesimizden çıkan samimi kelimelerle paylaşmayı denesek bir süre? Çok daha iyi iş çıkaracağımızdan hiç şüphem yok.

Alkış, alkış, kalp.

Begüm

 

Comments are closed.