Varsaymadan İlerleyelim


Geçenlerde siteye, önerildiği üzere, bir güncelleme yapalım dedik. Engin teknoloji bilgilerimin verdiği titreklikle bastığım “güncelle” butonunun ardından ekranda bir yazı belirdi. Bakım sebebiyle erişimin mümkün olmadığını ve bir süre sonra tekrar denemem gerektiğini söylüyordu. Peki ben ne yaptım? O saniye tekrar siteye girmeye çalıştım ve aslında yalnızca beklememi söyleyen ibareyle siteyi çökme noktasına getirdiğimi düşündüm.

Varsayım belki de iç huzurumuzun en büyük düşmanı. Mark Twain’in “Hayatım boyunca korkunç olaylarla karşılaştım, bazıları gerçekten oldu.” sözünde de belirttiği gibi aslında gerçek olmayan birçok şeye üzülüp dertleniyoruz. En ufak bir şişliği, beynimizde amansız bir hastalığa dönüştürebiliyor (klübün en eski üyelerindenim) ya da yukarıdaki senaryoda olduğu gibi söylenileni almıyor, alt metinlerin peşinde koşuyoruz. Oysa biraz sabretsek, gerçek dediğimiz o kavram varsayımlarda tükenmemize gerek kalmadan konuyu çözecek. (Çözülmeyenler için ne yapacağımız başka bir yazının konusu olsun.)

Peki inandıklarımızın bizi gerçeklerden daha çok etkilediğini bilirken bu enerji tüketen varsayım döngüsünden nasıl kurtulabiliriz?

“Neyse o” oyunu oynayın. Yarın sabah uyandığınızda tüm gün için kendinize söz verin ve her şeyi tam anlamıyla olduğu gibi alın. Ne eksik ne fazla. Biri size vakti olmadığını söylediğinde ilişkinizde sorun olduğu çıkarımından ziyade vakti olmadığı bilgisiyle yetinin.

Harekete geçin. Aklınızdan çeşitli olasılıkları geçirmek yerine gerçeğe doğru adım atın. Örneğin sizi huzursuz eden bir hastalık belirtiniz varsa internetten en fena olasılıkları okuyarak kendinize en büyük kötülüğü yapmaktansa doktorunuzdan randevu alın. Aldıktan sonra aşağıdaki maddeden devam edin.

Hayalgücünüzün tek sahibi olduğunuzu hatırlayın. Belirsiz durumlar söz konusu olduğunda, hayalgücümüzü olumlu senaryolarla çalıştırmak da kabusların içine gömmek de, yalnızca bizim elimizde. Bizi endişelendiren konu gün ışığına çıkana dek hayal kurmakta serbestiz madem, neden kabuslarla dolu bir tünele girmeye bu kadar can atıyoruz?

Gün geçmez bölmelerde yaşayın. Dale Carnegie’nin pek sevdiğim ve daha önce de referans verdiğim tanımından yararlanın. Yatma zamanına kadar yaşamayı öğrenin, geleceğin yorucu ihtimalleriyle kendinize yük bindirmeyin.

Endişelerinizi yazın. Bazen kağıt üzerinde görmek aslında ne kadar yersiz düşüncelere sahip olduğumuzu anlamayı kolaylaştırır. Şayet böyle hissetmiyorsanız her kötü senaryonun yanına bir de iyisini yazmayı zorunlu kılın kendinize.

Öylece durun. Rahat bir pozisyonda oturun, gözlerinizi kapatın ve nefesinize odaklanın. Bunu bir alışkanlık haline getirdikçe geçmiş ve gelecek kavgalarınızın büyük ölçüde azaldığını göreceksiniz. (Aslında önerdiğim şey gayet tabii meditasyon ama kelimeye uzak hisseden okurları kaybetmeye gerek yok.)

Buddha’nın söylediği gibi, en kötü düşmanınız bile size kendi ihtiyatsız düşünceleriniz kadar zarar veremez.

Begüm

Comments are closed.